Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
ALIŞ | SATIŞ | ||
USD | 0 | 0 | |
EURO | 0 | 0 | |
1986 yılıydı. Giresun’un Tirebolu ilçesine bağlı, Harşit Vadisi’ne sırtını yaslamış, sisin ve çiğ tanelerinin sabahları serin serin yüzümüze dokunduğu o yüce Kuzgun köyünün yolu nihayet vurulmaya başlamıştı. İlkokul 1. sınıfa giden bir çocuk olarak, her patlamada yüreğim ağzıma gelirken bir yandan da heyecandan parmak uçlarım karıncalanırdı.
Kompresör, taş kayalıkları delerken kulaklarımız çınlar, ardından görevli ellerce o derin deliklere yerleştirilen dinamitler, jandarma nezaretinde büyük bir ciddiyetle infilak ettirilirdi. "Güm! Güm! Güm!"… Harşit Vadisi bu seslerle yankılanır, taş parçaları gökyüzüne savrulur, ardından Harşit Deresi'ne kadar serpilirdi. Yolun altından geçen devlet karayolu kısa süreliğine ulaşıma kapatılır, taşlar temizlenince yeniden açılırdı.
Eşeklerin, Atların ve Sırtların Taşıdığı Yük
O yol yokken köyün yukarı mahallelerine yürüyerek çıkılırdı. Erzak alınır, 50 kiloluk un çuvalları ikiye bölünür, sırtlanır, bir tepe bir çukur aşılır, durulup soluklanılır, sonra yine yola koyulunurdu. Kiminin eşeği, kiminin atı vardı. Onlar hem kendi yükünü taşırdı hem komşununkini, az bir ücretle. Hizmetti bu, alın teriydi.
Köy, 1967’de açılan ilkokuluyla, bir dağın yamacında yükselen bir bilgi yuvasıydı. 1986’da ben o sıralara oturduğumda tam 120 öğrenciydik. Teneffüslerde okulun sahasında çamur içinde top oynardık. 20 dakikalık arada çırılçıplak çocuk sevinciyle koşar, düşer, kalkar, terden sırılsıklam olurduk.
Öğretmenler, Lojmanlar ve Korkular
Harun Demir öğretmenimiz Tirebolu’nun Halaçlı köyündendi. İki güzel kızı vardı: Nihal ve Neslihan. Okulun arkasındaki lojmanda Mehmet Seven öğretmenle birlikte kalırdı. Mehmet Hoca Mersinliydi, teni Akdeniz güneşiyle kararmıştı, sesi kalın, bakışı sertti. Onun adı anıldığında abilerimizin yüzü buruşur, "Dayak yiyeceksiniz bak" derlerdi. Onu görünce dizlerimiz titrerdi.
Ama içten içe severdik. Öğretmenlerimiz kutsaldı bizim için. Durmuş Korkmaz öğretmenimiz de köylümüzdü. Bir defasında beni bir hafta misafir öğrenci olarak sınıfına almış, sonra nazikçe şöyle demişti:
“Hasan sen bir sene daha büyü, öyle gel…”
Yaylalar, Tatiller ve 23 Nisan
Haziran gelir gelmez yaylaya çıkılırdı. Eylül’e kadar da orada kalınırdı. Çocuk sesleri, kuzu melemeleriyle karışırdı. O dönem gurbetçiler yaylaya çıkmazdı, onları göremezdik. Ama dönüşte okullar açıldığında yeniden kavuşurduk köy havasına.
23 Nisan kutlamaları ayrı bir şenlikti. Kale boyundaki okul alanında yapılırdı. Büyükler, annelerimiz, babalarımız hazırlanmış sunumları izlerdi. Şiirler okunur, türküler söylenir, tiyatrolar oynanırdı. Çuval yarışı, kaşıkta yumurta taşıma, mendil kapmaca… Yarış sonunda ödül alanların gözleri ışıl ışıl olurdu. Bizim sınıfın göz bebekleri Nurten İnal, Hidayet Yiğit (şimdinin muhtarı), Hatun Oruç, Cemal Gündüz, Hüseyin Acar’dı. Hepsi çalışkandı. Ben de hiç kötü karne getirmedim. Ama "pekiyi" hiç nasip olmadı.
19 Mayıs’ta Harşit Sahasında Şenlik
19 Mayıs kutlamaları Tütünlük’te, Harşit Çayı kenarındaki sahada olurdu. Abilerimiz gösterilere hazırlanırdı. Çevre köylerden izlemeye gelenler, bir halk bayramı coşkusuyla tribünleri doldururdu. Coşku sel olurdu. O gösterileri izlerken, içimde “Ben de büyüyünce oynayacağım” diye geçirirdim ama o zamanlar futbol oyunumu kimse beğenmezdi. Kendi kaleme bolca gol attığımdandır belki. 🙂
Futbol, İsimler ve Zamanın Tozu
Salih Öğretmenimizin oğlu İsa Aydın, Melek Mustafa eniştemin oğlu Ender Kılıç, Şeker dayımın oğlu Hidayet Yiğit, Mustafa amcamın oğlu Yılmaz, Soman gilin Enver’i, Çorbacı Orhan Gündüz eniştem, rahmetli Mesut Korkmaz... Hepsi futbolun hakkını verirdi. İsmini hatırlayamadıklarım da affola.
O günler gitti. Şimdi köyümüzde okul yok. Öğrenci azlığından kapandı. Bir zamanlar çocuk seslerinin yankılandığı okul binasının yerinde fındık harmanı kuruluyor, yaz düğünleri yapılıyor. Oysa bir zamanlar orada bir milletin geleceği için umutla bakan gözler, defterine ilk harfini yazan küçük eller vardı.
Son Söz: Zaman Geçti Ama Hatıralar Duruyor
Biz yaşlandık belki ama çocukluğumuz Kuzgun Köyü’nde kaldı. O yolda yürüyen, dinamit sesleriyle irkilen, çantasını sırtlayıp öğretmenine selam veren Hasan hâlâ orada, taşların arasında oynuyor gibi…